Dünya ve ülke genelinde evrimleşememiş dürtüsel bir erk'eklik sorunu var
Ahlaki bozulma ile bunun dildeki yansıması birbirine paralel gidiyor. En akli selim diyebileceğimiz sosyal medya fenomen sayfalarında bile her iki cümlede bir mk'lar; aq, amk, amuğagoyim'lar havada uçuşuyor. Herkes birbirinin götüne sokmak konulu tehditler, espriler üretiyor. Hal böyle olunca patolojik, obsesif ve saldırgan eylemler, hafife alınan dil kanalıyla sinsice toplumda norm haline geliyor. Ahlaki çöküşü hızlandıran etkenlerden biri de dile yansıyan bu kirlenmenin "olağan" karşılanarak "yaygın kullanıma" dönüşmesi oluyor. Özellikle internet dünyasına doğan çocuk ve gençler "kitlesel" zehirlenmeden paylarını fazlasıyla alıyor. Patolojinin norm haline gelmesi Z kuşağında kendisine daha fazla yer buluyor.
Cinsel obsesyonu "erkeğin doğası" olarak kodlayan kültürler erkeğin dürtüsel davranışına meşruiyet zemini oluşturuyor. Bu noktada profesör ya da çoban pek de fark etmiyor. Erkeğin dürtüsel yaşayan bir cins olduğu kabulü ve sistemin bunu farklı mekanizmalarla sürekli palazlaması cinsel saldırıların önünü açıyor. Belli bir noktadan sonra erkek cinsinde genel olarak kendinden zayıf ve güçsüz olana cinsel saldırı eğilimi artıyor. Bunun yansımalarını çocuklara, kadınlara ve hatta hayvana tecavüz vakalarındaki artışta görüyoruz.
Fiziki yaşamdaki izolasyon tercihi sosyal medyada yok. Bu da internetin azizliklerinden biri aslında. İnternette ve sosyal medyada sosyo-ekonomik sınıflar, etnik, inanç ve kültürler, eğitim ve ahlaki gelişim düzeyleri farklı gruplar arasında oluşan geçişgenliğin avantajları olduğu kadar handikapları da var. Burada sistem kendi amorf geleneğini oluşturuyor. Mevcut yasaların adapte olamadığı bu dijital dünyada sistem şimdilik orman kanunlarına teslim edilmiş bir cangılı anımsatıyor.
Cinsel obsesyonu "erkeğin doğası" olarak kodlayan kültürler erkeğin dürtüsel davranışına meşruiyet zemini oluşturuyor. Bu noktada profesör ya da çoban pek de fark etmiyor. Erkeğin dürtüsel yaşayan bir cins olduğu kabulü ve sistemin bunu farklı mekanizmalarla sürekli palazlaması cinsel saldırıların önünü açıyor. Belli bir noktadan sonra erkek cinsinde genel olarak kendinden zayıf ve güçsüz olana cinsel saldırı eğilimi artıyor. Bunun yansımalarını çocuklara, kadınlara ve hatta hayvana tecavüz vakalarındaki artışta görüyoruz.
Fiziki yaşamdaki izolasyon tercihi sosyal medyada yok. Bu da internetin azizliklerinden biri aslında. İnternette ve sosyal medyada sosyo-ekonomik sınıflar, etnik, inanç ve kültürler, eğitim ve ahlaki gelişim düzeyleri farklı gruplar arasında oluşan geçişgenliğin avantajları olduğu kadar handikapları da var. Burada sistem kendi amorf geleneğini oluşturuyor. Mevcut yasaların adapte olamadığı bu dijital dünyada sistem şimdilik orman kanunlarına teslim edilmiş bir cangılı anımsatıyor.