Kürt Çobanla Zaza Çobanın Hikayesi
Meseldir, derler bir Kürt sürü çobanıyla Zaza çoban Bingöl dağında yarenlik etmiş. Sürü güderler, bu dağ senin o dağ benim gezerler, havadan sudan konuşurlar. Görmedikleri memleketlerin hayalini kurarlar. Hayal bu ya parayla satılmıyor. Ve hayal kurmak dünyanın en büyük devrimidir. Bana göre insanoğlu hayalin ürünüdür, o hayaller devrim yapmıştır, makine bulmuştur, ne bileyim mesela uçağı ilk bulan Wirghit kardeşler filan değildir, uçan halı masalını ilk anlatan kişidir, derim ben. Belki bir neneydi o, belki masal anlatarak geçinen bir abdal. Bizim çobanlar da böyle düşlerini hayallerini anlata anlata sürülerini otlatmışlar, karınları acıkmış ve iş yeme içmeye gelmiş. Kürt çoban “Deza” dediği Zaza arkadaşının yüzünü süzmüş, bir fesatlık aklına gelmiş, demiş kaç gündür bununla yarenlik ederim, bu Zazalar neden soğan sever soramadım, fırsat bu fırsat bu Zaza’yı İstanbul’a Sultan yapayım da bakalım ne yemek ister.
Der, “De bakalım Deza’m seni İstanbul’a Sultan yapsak ne yemek isterdin?”
Zaza, kıs kıs gülmüş. Başını kaldırmış, keçe kepeneğini düzeltmiş. “Söylemem,” demiş, “önce sen söyle...” sen ben derken. Kürt, “şöyle yufka ekmeği yatırır soğana yumruğumu vurur dışarı fırlayan soğanın cücüğünü alır ekmeğin içine koyar yerim,” demiş. Bunları duyan Zaza çobanın beti benzi atmış.
“Hadi şimdi sen söyle, sen ne yemek isterdin?” Zaza daha bir susmuş, davarını alıp gitmiş. Bizimkisi etme eyleme, demişse de Zaza çoban Yaşar Kemal’in Meryemce’si gibi sümkürdükçe sümkürmüş, dudaklarını salmış. Kürt anlamış elbet ama arkadaşının gönlünü almak istemiş. Demiş “Deza’m(yeğenim) koca Sultansın kebaplar söyle hizmetçilerine, söyle salkım salkım üzümlü meyve tabakları getirsinler... Neden küstün?”
Zaza, “sen her şeyi aldın bana bir şey bırakmadın ki!” demiş.
[Haydar Karataş]
Ötekinin içinde bir başka öteki -- "Beyaz Türklerin Kürt’e dair o hikâyelerinin aynısı Kürt’ün de Zaza’ya karşı vardır. Kürt şehirlidir, beylikten gelir. Osmanlı döneminde Kürtlerin medreseleri vardı ve sayıları bir kaçı bulan Zazaca ilk yazanlar bu Kürtçe medreselerde okumuşlardır. Aleviler kendini Zaza, Kürt ve Türk olarak tarif etmediği için bu anlattıklarımın dışında tutuyorum. Zazaların da Kızılbaş hikâyeleri vardır... Yani Osmanlı döneminde Zazaların devletle ilişki kurmasının yolu Kürtçe üzerinden olurdu. Resmi dil Kürtçeydi. Kürtler Zazalarla Kürtçe konuşurdu. Zaza Kürtçe öğrenmek zorundaydı, ancak Kürt’ün Zazaca öğrenmesi için bir gerekçe yoktu. Cumhuriyet döneminde Kürtçe yasaklandığı için Kürt ve Zazalar Türkçe öğrenmişlerdir ve aralarındaki diyalog dili Türkçe olmuştur. Garip olan başka bir şey ise, Kürt uluslaşmasının aydınlanma dili de Türkçe oldu. Cümleler Türkçe kurulmuştur, bunun en büyük nedenlerinden birini ben arkadaki, coğrafyadaki bu karanlık noktalara bağlıyorum. Neyse çok karıştırmayayım. Şu kadarını söyleyeyim; Zazalar ve Kürtler ana dillerinde yazmaya geçtikçe aralarındaki uçurum büyüyor. Birbirinin yazdıklarını anlamayan bir süreç gelişiyor, bu aynen Türk ve Kürtler arasındaki uçuruma benzer, Kürtlerin ne yazdıklarını Türk aydınları Türkçe diline çevirmediği için onların hikâyelerini yüzyıllar boyunca öğrenemediler. Mehmet Uzun çevrildi de Türkler Kürt edebiyatından haberdar oldu. Yaşanan bu. İyi de Zaza aydınları var mıdır, kendilerini nasıl tanımlarlar. Yani benim masaldan ibarettir her şey teorimi bir tarafa bırakırsak, onlar kendilerine nasıl bir ulusal destan yazıyorlar..." - Haydar Karataş
Mehrdad R. İzady, Kürtler adlı eserinde Kürt dilinin iki ana kol olarak geliştiğini kaydetmektedir:
1) Kurmanci ana kolu: Bahdinani (kuzey Kurmanci), Sorani (güney Kurmanci) ve Kelhuri olarak üç lehçeye ayırır.
2) Pehlewani ana kolu: Dimilî (Zazaki) ile Gorani olarak iki lehçeye ayırır.
Peki, bu iki ana kolun ortaya çıkışı ne zaman ve nerede olmuştur?
İzady, Kürt dilinin Hint-Avrupa dil ailesinden M.Ö. 5-6. yy.da Medce veya Proto-Kürtçe’den geliştiğini ve anavatanının Hakkâri bölgesi olduğunu söyler.
Proto-Kürtçe (Ön Kürtçe, Kök Kürtçe) yaklaşık olarak M.S 5. yy.da Kurmancî ve Pehlewanî kollarına, M.S. 8-11. yüz yılları arasında Bahdînanî, Soranî, Goranî, Kelhurî ve Zazakî (Dimilî) lehçelerine ayrıldığını söyler.
Bugün kullanılan Kürtçe’nin dört lehçesi arasındaki fark, Türkçe’nin Gagavuz, Altay veya Kazak lehçeleri arasındaki farktan çok daha azdır. Goranî ve Zazakî arasındaki fark daha da azdır.
Ziya Gökalp, “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” adlı çalışmasında, Kürt dilini beş lehçeye ayırır: Kurmanc, Zaza, Soran, Goran, Lor. Gökalp, “Hepsi birer dildir ve hepsi çeşitli lehçelerden oluşur. (…) Bu lehçeler birbirine tamamen yabancı değildir. (…) Hepsi ‘Kadim Kürtçe’ adı verilen eski bir Kürtçe’den türemişlerdir.” demektedir.
[Zeki Alimoğlu /Zazaki.net]