"PKK'nın varlığına muhtaç bir Türk Kimliği inşası" Sorunsalı
Biz sıradan Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlarıyız.
PKK'nın varlığına en fazla ihtiyaç duyan kesim, sosyal medya kanallarını kullanarak fetihçi/savaşçı bir Türk Kimliği aidiyetine çimento taşıyor. Bu coğrafyanın kadim halklarını hamasi söylemlerle birbirine düşürenler, insanları terörizme yönelen yapılanmalara muhtaç edenler, dünya savaş tekellerine yetimin boğazındaki lokmadan eksiltip para akıtanlar YURTSEVER olamazlar. An itibarıyla üçüncü dünya savaşını yaşıyoruz. Konvansiyonel yöntemlerin yanı sıra, uzun zamana yayılan çok cepheli savaş konseptinin tam göbeğindeyiz. Bundan faydalanan dünya güçlerinin değirmenine su taşıyanlar, Türk de olsalar, Kürt de olsalar bizden değildir. Asıl çelişkiyle yüzleşmeksizin, ideolojilerine sıkı sıkıya sarılıyorlar. Elbette Türkiye Hükümetinin sınır ötesi askeri harekatlarıyla ortaya çıkan manzara, bir EŞİTLER ARASI ÇATIŞMA değildir; köklü bir devletin, kendi Kürt kimliğini görünür kılarak var olma mücadelesi veren sınır ötesindeki Kürt Soydaşlarımıza yönelik militarist saldırganlığının resmidir. Bunun makro boyutu, emperyalist güçlerin vekalet savaşlarını başlattıkları 2011 tarihinden bu yana kardeş ülke Suriye'de yaptıklarıyla ortadadır. Emperyallerin bölgesel taklitçiliği kimseye hayır getirmez. İKİ YANLIŞ BİR DOĞRUYU GÖTÜRMEZ. Doğru olan "Yurtta sulh, cihanda sulh"'tür.
Karşıtlıkların ve "öteki"nin yaratılması savaşın ana kaynağıdır. Savaşmak ve savaşa gerekçe bulmak kolaydır. Asıl kahramanlık, bu topraklarda tek bir insanın bile yatağına aç girmemesini başarmaktır.
BUGÜN PKK DÜNYA KAMUOYU ÖNÜNE ÇIKIP KENDİNİ FESHETTTİĞİNİ İLAN ETSE, BUNA İLK KARŞI ÇIKANLAR ÜLKÜ OCAKLARI OLUR.
Varoluşlarını neredeyse tamamen Kürt karşıtlığı üzerinden kurgulayan bir ideolojinin, bu karşıtlığın yok edilmesine değil, bilakis sürekli körüklenerek canlı tutulmasına ihtiyacı vardır. Coğrafyamızda bitmeyen çatışmaların, savunma sanayisine devasa bütçe ayrılmasının, toprağımızı, insan emeğimizi neoliberal sömürü sisteminin tekelleriyle yağmanmasının ve bütün bunların sürdürülebilir olmasının, ancak etnik ve dini karşıtlıkların canlı tutulmasıyla mümkün olduğunu bilenler - haklarını teslim edelim ki- işlerinde gayet başarılılar (!).
Naçizane samimi görüşlerimizdir.
PKK'nın varlığına en fazla ihtiyaç duyan kesim, sosyal medya kanallarını kullanarak fetihçi/savaşçı bir Türk Kimliği aidiyetine çimento taşıyor. Bu coğrafyanın kadim halklarını hamasi söylemlerle birbirine düşürenler, insanları terörizme yönelen yapılanmalara muhtaç edenler, dünya savaş tekellerine yetimin boğazındaki lokmadan eksiltip para akıtanlar YURTSEVER olamazlar. An itibarıyla üçüncü dünya savaşını yaşıyoruz. Konvansiyonel yöntemlerin yanı sıra, uzun zamana yayılan çok cepheli savaş konseptinin tam göbeğindeyiz. Bundan faydalanan dünya güçlerinin değirmenine su taşıyanlar, Türk de olsalar, Kürt de olsalar bizden değildir. Asıl çelişkiyle yüzleşmeksizin, ideolojilerine sıkı sıkıya sarılıyorlar. Elbette Türkiye Hükümetinin sınır ötesi askeri harekatlarıyla ortaya çıkan manzara, bir EŞİTLER ARASI ÇATIŞMA değildir; köklü bir devletin, kendi Kürt kimliğini görünür kılarak var olma mücadelesi veren sınır ötesindeki Kürt Soydaşlarımıza yönelik militarist saldırganlığının resmidir. Bunun makro boyutu, emperyalist güçlerin vekalet savaşlarını başlattıkları 2011 tarihinden bu yana kardeş ülke Suriye'de yaptıklarıyla ortadadır. Emperyallerin bölgesel taklitçiliği kimseye hayır getirmez. İKİ YANLIŞ BİR DOĞRUYU GÖTÜRMEZ. Doğru olan "Yurtta sulh, cihanda sulh"'tür.
Karşıtlıkların ve "öteki"nin yaratılması savaşın ana kaynağıdır. Savaşmak ve savaşa gerekçe bulmak kolaydır. Asıl kahramanlık, bu topraklarda tek bir insanın bile yatağına aç girmemesini başarmaktır.
BUGÜN PKK DÜNYA KAMUOYU ÖNÜNE ÇIKIP KENDİNİ FESHETTTİĞİNİ İLAN ETSE, BUNA İLK KARŞI ÇIKANLAR ÜLKÜ OCAKLARI OLUR.
Varoluşlarını neredeyse tamamen Kürt karşıtlığı üzerinden kurgulayan bir ideolojinin, bu karşıtlığın yok edilmesine değil, bilakis sürekli körüklenerek canlı tutulmasına ihtiyacı vardır. Coğrafyamızda bitmeyen çatışmaların, savunma sanayisine devasa bütçe ayrılmasının, toprağımızı, insan emeğimizi neoliberal sömürü sisteminin tekelleriyle yağmanmasının ve bütün bunların sürdürülebilir olmasının, ancak etnik ve dini karşıtlıkların canlı tutulmasıyla mümkün olduğunu bilenler - haklarını teslim edelim ki- işlerinde gayet başarılılar (!).
Türkiye Hükümetinin militarist politikalardaki ısrarından etkilenen Kürtleri üç kategoride değerlendirmek gerekiyor: İlki sınır ötesine yapılan askeri harekatta zarar gören sivil Kürtler, ikincisi kendi soydaşlarına yönelik tutumdan rahatsız olan TC vatandaşları Kürtler, üçüncü olarak da Irak topraklarında Irak Kürtdistan Bölgesel Yönetimi'ni (IKBY) hiçe sayan askeri operasyonla IKBY'nin hakimiyetinin sorgulanır hale gelmesinden rahatsız olan Kürtler.
Naçizane samimi görüşlerimizdir.



