Ömer Seyfettin'in dediği gibi "Ülküsü olmayan bir ulus ölmüş demektir."
ÖNCELİKLE HER ŞEYİN ADINI DOĞRU KOYALIM
Kürt ulusunu yedisinden yetmişine Turancıların idealindeki Türk varlığına hizmet için ant içmeye zorlayan bir anlayıştan âlâ düşmanlık olur mu? Türklük bir etnisite değilse Turancılık ve Kızıl Elma ülküsünü nereye yerleştireceğiz?
Biz Kürtleri ruhen yok etmeye programlı Türk milliyetçiliğinin Kürtlere ne hayrı dokunabilir? Yüz yıl boyunca ruhumuz çok yara aldı. Kürde "Ne mutlu Türküm diyene" demeye zorlayan düşmanca politikalar karşısında nefret duyma hakkımız dahi elimizden alındı. Bin yıllık istilacı ve işgalci gelenekte ısrar edenlerden dost olabilir mi? Aklınızı mı kaçırdınır?! Kürtlere şu saatten sonra dünyanın malını verseler ne olur? Onurunu haysiyetini yitirmiş nesillerin müsebbibi ırkçı bir zihniyetle niçin bir uzlaşı aramak zorunda kalır Kürtler? Her şeyin adını doğru koyalım: Turancılık ve kızıl elma ülküsü kendisine bir Türk Dünyası hayal eder. Biz Kürtlerin, Türklerin Turancı emellerinde ve idealindeki Türk Dünyasında ne gibi bir yeri olabilir? Adamlar Kürleri ve Kürtçeyi tüm dünyada aşağılama kürsüsü görevi görüyor. Kimseden hak dilenecek vakit değil. Dijital çağa geçtik. Dili unuttuysak ruhumuzu silmedik ya. Bunlarla "müzakere" etmeye efor harcayacağınıza gidin Google translate'teki Kürtçeyi geliştirin. Kürtçenin günlük yaşamda önemini koruduğu kent ve kasabalarda her yerde Kürtçe konuşun. Seçmeli ders olarak çocuklara mutlaka Kürtçe ders seçin. Türklerden dilenecek şeyler değil bunlar. Ortak vatan yerine Kürtleri yüz yıldır yok sayarak kendilerine vatan kuranlarda utanma, arlanma duygusu yoksa bizde biraz onur olsun.
3 Mayıs Türkçülük Günü Afişi
Türk değil Kürt olduğumuzu söylediğimiz için bizleri düşman gören bir zihniyetin devletin gücünü arkasına alarak kurduğu saldırıların hedefindeyiz. Dijitalleşmeyle birlikte sofistike hale gelen fişlemelerle cehennem kaçkını sağlı sollu para-militer çetelerin hedef tahtası haline getirildik.
Bölücülüğün ve kışkırtmanın hası budur: Kendi varlık nedenini inşa etmek için hayali düşman uydurma ve yerinde yurdunda yaşayan Kürtleri düşman addetme.
Bununla da sınırlı kalmadıklarını; düşmanlıklarını mega kentin havuzlu sitelerinde paravan dairelere yerleştirdikleri paramiliter yerli ve milli porno/fuhuş çeteleriyle sürdürdüklerini, sapkın siber kurgu masalarını aleyhimizde uygusuz her tür içerik üretmekte kullandıklarını, adım attığımız her yere manipulatif bilgi ve belgeleri servis ederek yaşam alanlarımızı gasp ettiklerini, devletteki uzantılarıyla bu saldırılarını resmi boyuta taşıdıklarını uzun yıllardır maruz kaldığımız nitelikli iftira düzeneklerinden ve taraflı, bağımlı, sorumsuz yargı kararlarından biliyoruz.
Kerli ferli koca koca adamların/kadınların çocuk istismarcısı adi çetelerin paralelinde hareket etmesi; yargı birimlerinin dahi çocuk istismarcısı adi çetelerin gölgesinde kararlar alması onursuz bir düzende yaşadığımızı göstermiyorsa maruz kaldığımız kepazelikler ne manaya gelir?!
Elbette haklı davasından sapıp yerli ve yabancı güç odaklarının kirli işlerini gören taşeron suç yapılanmalarına dönüşenlerin de farkındayız. Onların da birer devlet projesi olduğunun ha keza!
Her halükarda tüm yollar etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına dayanan tekçi faşist devlet zihniyetine çıkıyor. Başımıza ne geliyorsa devletin gücünü kullanan sağlı sollu para-militer suç yapılanmalarının tezgah ve oyunlarından geliyor.
Dijitalleşmeyle devam eden devletin vatandaşı fişleme geleneği (3K) ve insanımızı birbirine düşürme politikaları toplumumuzu alt üst etti. Eskiden tek merkezden yapılan fişlemeler, kirli ayak oyunları, içimizden insan satın alarak fitne fücur çıkarmalar apoletli vesayetten sonra devleti yamalı bohçaya çeviren cübbeli vesayetler eliyle sürdürüldü. Karşımızda kurumsal bir muhatap bulamamamızın en temel sebebi devlette köşeleri kapan bu parçalı güç odaklarının bağımsız hareket etmesidir.
Sonuç olarak; apoletli veya cübbeli, ayrımcılık üzerine inşa edilmiş statükocu bir düzende biz Alevilere ve Kürtlere, daha çok da Alevi Kürtlere kalan ihale çok ağır: Kardeşin kardeşe, annenin evlada, evladın anneye kuyu kazdığı, SİSTEM eliyle uygulanan soysuzlaştırma projesinin kurbanlarıyız.