Hakikat, hikâye, hafıza - I

 

Hakikat zaten mecaz değildir. Ekmek ve sudur. Nefes ve dokunuştur. Gözdür, eldir. İnançtır, umuttur. Yaşama sebebi, katlanma gerekçesidir


Beni boş şeylerle, yalan dolanla kandırma anlamında “Bana hikâye anlatma” deriz, “Bana masal okuma…” Hikâye ve masal kelimelerine büyük haksızlık eden bir kullanımdır bu. Çünkü çoğunlukla tam tersi geçerlidir; hakikat, bütün inkârlara inat bir insan hikâyesi, bir masal içerisinden uç verir.

Masalın da hikâyenin de hikmeti, sürekli değişip dönüşebilme özelliğinde saklı. O değişiklikler ise asla rastgele değil. Hanenin ve gayrı resmi tarihin kayıt tutucusu kadınlar, çağlar boyu bunu en iyi bilenler oldu. Zorunlu suskunluklara mahkûm edildiklerinde hakikati çocuklarına bir masal, bir hikâye, bir ninniyle miras bıraktı. Anneanneler, nineler, deli ya da cadı diye damgalanmış bilge kadınlar sadece kendi tarihlerini değil, içinde yaşadıkları toplumun hakikatini de anlattı o küçük söylencelerde. Hep hafızaya dönerek…

Hakikati anlatanların kaderi

Hakikatten korkan bir devlet aygıtından daha korkunç çok az şey vardır. Hayat, ne yazık ki bizi sürekli bu gerçekle yüzleştiriyor. Ve bundan sebep, günlük hayatımız da giderek koca bir yalana dönüşüyor. Günün adını ve ismimi sürekli tekrarlama ihtiyacım bundan.

Hedef gösterme, yargı yoluyla kıskaca alma, basın yoluyla linç etme ve nihayetinde cinayet…  Hakikati haykıranların, ortak hafızanın görmezden gelinen insani cücüğünü orta yere koyanların sonu böyle geliyor. Ya da hapislerde rehin tutuluyorlar, sanki unutturulabilirlermiş gibi.

İşte o büyük anlatının riyasında boğulmamak için kişisel hafızalarımızın ortak hikâyelerine sığınıyoruz. Doğrudur, hakikat bazen tam da kendi anlatılarımızdaki hatta suskunluklarımızdaki çatlaklardan sızıyor. Ama kaldırım taşı arasından biten ot gibi baş veriyor işte. O küçücük ota tutuna tutuna köküne inebiliyoruz hakikatin. Ve anlatıyı değiştirerek hatırlar, unutuşlara direnirken, bugünü yaşama gücünü buluyor, anılar eşliğinde şu ânı şekillendiriyoruz.

Böyle tutunuyorum hakikate. Mücadele edecek gücüm kalsın diye. Kendimi kaybetmeyeyim, bütün o canlara kıyanları tek tek teşhir edeyim diye. O gülen gözlerin hepsine bir ömür bakabileyim diye. Yalanlar sapır sapır dökülsün diye. Çıplaklık; saklayacak şeyi olanı korkutsun, kalan sağlar benim olsun diye. Sağ kalan herkes gerçekten yaşasın diye.  Hani kırk yılın başı, sadece bizim iyiliğimizi istediği için acıtsa da doğruyu söyleyen birine rastladığımızda, hakikatli dost deriz ya, işte o hesap. Şu hayatı en hakikatli dostum kılmak istiyorum. Yalandan ve riyadan daha acıtıcı, daha katlanılmaz hiçbir şey olmadığı için.

Mecaz olmayan hakikatin sevdalısı ve sonu olmayan hikâyelerin talibi olabileceğimizi. Korkun benden diyebileceğimizi gülümserken. Korkun benden. Çünkü sizi görüyorum ben. 
[Yazının tamamı için: Bknz]




Bu blogdaki popüler yayınlar

Binlerce kişiye gelir kapısı olarak sunulan taşeron troll piyasası

Küçük bir çocuğun bile onur ve haysiyetiyle oynayacak cibiliyetteki paramiliter çeteler ve kurumlardaki işbirlikçileri

Paralel Devlet Yapılanmasına çalışan Troll Ağları - Eski Bank Asya Çalışanı